19 Ocak 2017 Perşembe

Ocak Ayı İçin Derlediklerim

Ocak ayı bitmeden çoktandır ara verdiğim ayın tavsiyeleri yazımı yazmak istedim. O ay okuduğum kitap, izlediğim bir film, tiyatro, gezdiğim yerler hakkında fikir ve duygularımı paylaştığım bir derleme şeklinde oluyor bu yazı.

Kitap
Bu ayki kitap listeme yine aynı anda giriş yapan iki kitabım oldu. Fi, Çi ve Pi'nin yazarı Azra Kohen'den Aeden. Alice Miller'ın Yetenekli Çocuğun Dramı.

Okumaya yeni başladığım için kitabın arkasında yer alan özeti veriyorum. Yeteri kadar ilginizi çektiyse bir tane edinin derim. Benim ilgimi oldukça çekti.

Yazarın öceki kitaplarını ( Fi, Çi, Pi ) bir solukta peşpeşe okuyup bitirmiştim. Herkeste aynı etkiyi bırakmayabiliyor. Sanırım ben onları okumaya hazırdım ve gelip beni buldular. Benim için çok anlamlı olan bu kitaplardan sonra, çıkar çıkmaz elbette Aeden'ı da alacaktım. Kısaca Aeden gerçeğin masalıdır diyor. 

Gezi

Bu ara oldukça gezi yazısı paylaştığım için, burada linklerini vermek istiyorum. Hepsi yaz aylarında daha gidilesi yerler olsa da, bir de kış aylarında görmek farklı bir alternatif olabilir. Okumak isterseniz buyurunuz.
Saklıgöl
Polonezköy
Burgazada


Tiyatro

Şahane Züğürtler
Jacques Deval'in yazdığı, Asude Zeybekoğlu'nun çevirisini yaptığı ve usta tiyatrocu, yönetmen Haldun Dormen'in yönettiği oyunun konusu şöyle: Rusya'daki devrimden sonra pek çok Rus asilzadesi batı ülkelerine kaçar. Çar'a ait yüklüce bir serveti beraberinde getiren asilzade bir çift bu paraya dokunmaz ve hayatlarını zorlukla sürdürmeye devam ederler. Daha sonra olaylar çiftin hizmetçilik ve uşaklık yapmak için çalıştığı evde gelişir. Yaklaşık iki saat süren oyun eğlenceli vakit ve 1930'lu yıllardaki siyasi hayata kısa bir  bakış sunuyor. İstanbul Şehir Tiyatrolarında sergileniyor. 
İyi seyirler...

Müzik

House Soundtracks
Beğenerek ve ilgiyle izlediğimiz House dizisinin, aynı oranda beğenerek dinlediğimiz müzikleri var. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Hem diziyi, hem de müziklerini...


Film

Zootropolis

Zootopia, medenileşmiş ve teknolojiyi kullanabilen hayvanların bir arada yaşadığı bir şehir. Filmde şehirde yaşanan ilginç bir polisiye öykü anlatılırken, ırkçılık ve ön yargının ahlaki ve sosyal zararı hakkında çok yerinde bir algı yaratılıyor. Böylelikle kendine benzemeyen ve aynı kültüre sahip olmayanlarla ilgili daha açık fikirli olmaya yönlendiriyor. Çocuklar için son derece önemli ve faydalı gördüğüm bu algı için film izlemeye ve izletmeye değer. 


Bu aylık da bu kadar. Şayet tavsiyelerimden denedikleriniz olursa, benimle paylaşır mısınız? Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgilerimle.......



17 Ocak 2017 Salı

Burgazada

Yazin son günleriydi. ( Çok önce yazıp yeniden derlediğim yazılarım devam ediyor. ) Tam da Adaları gezme zamanı diye düşündüm. Burgazada daha önce görmediğim ve anlatılanlardan ötürü merak ettiğim bir yerdi. Burgazada hakkında yazılanları okudukça en kısa zamanda plan yapıp vapur saatlerini de ayarladıktan sonra İpiko, ben ve teyzeleri  yola koyulduk.

Yolculuk gayet keyifli geçti.  Giderken biraz kalabalıktı. Hatta dışarıda oturacak yer bulmak oldukça zordu. Ancak dışarıda ayakta durup denizi ve martıları seyretmek bile keyifliydi. E tabii bir de yanında çocuk olunca  hemen yer açıp oturmamız için yardımcı olmuştu herkes.



Adaya varınca önce kısa bir keşif yapıp ardından hemen yemek yiyelim dedik. Deniz kenarındaki restoranlardan birine oturduk.

Tercihimiz  balık olacaktı elbette. Ipiko için istavrit tava söyledim. Kalamar ve bir kaç çeşit mezenin tadına bakmak istedik biz de. Fiyatlar lezzetini göre fazlaydı bence. Çünkü eşsiz lezzetler tatmayı ummustum okuduklarımdan sonra. Biraz hayal kırıklığı yaşadım. Yemeğin ardından ada turuna başladık.

Yolda yürürken, İpek'in faytona binme merak ve isteği baskın gelince, Sait Faik Müzesi'ne faytonla gitmeye karar verdik. Ipek ilk kez bindiği faytondan çok keyif aldı. Ben ise hayvanlara üzülmekten artık pek keyif alamıyorum. Müzeye gelince kapalı olduğunu gördük. ( Salı günleri kapalıymış, bilginize...) Oraya kadar gitmişken de bir kaç fotoğraf çektim elbet.



Dönüşte yürüyerek yeniden deniz kenarına ulaştık. Yol boyunca gördüğümüz güzellikleri saklamak için pes peşe fotoğraflar çektim. Daha yukarıda tepede öğretmenler evi olduğu yazısını gördüm. Biraz daha vaktimiz olsa orayı da muhakkak görmek isterdim. Adaya tepeden bakan muhteşem bir manzarası olsa gerek.







 Çay içmek için yine iskeleye yakın deniz kenarı, sakin bir cafe bulduk. Adanın meşhur lezzetlerinden olan milföy pastayı tatmayı da ihmal etmedik.


Dönüş yolunda batan güneşin verdiği ısıyla ve onca yol yürümenin verdiği yorgunlukla, kucağıma koyuverdi başını İpikom. Ohh en güzel keyif...


Gelişimizden daha keyifli bir dönüş yolculuğu yaptık.



İstanbul'da doğup büyüyen biri olarak hala keşfetmediğim yerler olması şehrin, heyecanı bitmeyen ve bağımlılık yaratan etkisini hatırlatıyor ister istemez.

Keyifli keşifler ve yolculuklara..
Sevgiyle....





16 Ocak 2017 Pazartesi

Polonezköy

Geçen yaz başından kalma bir başka gezi yazısıyla karşınızdayım yine. Neden geç yayınladığım ise burada yazıyor. Keyifli okumalar....

Bu kadar güzel ve farklı muhteşemlikte ağaç nasıl bir araya gelmiş bilmem ama, doğasına hayran kaldığım İstanbul'a 45-50 dakikalık mesafede yer alan Polonezköy'den ve  Polina restoranda yaptığımız kahvaltıdan söz edeceğim bu yazımda.

Restorana adımınızı atar atmaz dekorundan, tarzından ve şirinliğinden etkilenmeden geçemeyeceğiniz bir mekan Polina. 


Kahvaltılarını özenle ama maalesef oldukça yavaş hazırlıyorlar. Polina hakkında şimdiye kadar okuduklarım, giden arkadaşlarımın tavsiyeleri, hepsi olumlu olmasına karşın, bende her açıdan olumlu iz bırakmadığını söyleyebilirim. Aslına bakarsanız bizde mi sorun var, fazla mı gıcık müşteriyiz, çok zor beğenen tipler miyiz bilemedim ama çoğunluğun beğendiği yerleri o kadar da değil diye anlatınca kendimi azıcık garip hissetmem normal sanırım. 
Öyle ahım şahım lezzetler, sunumlar yoktu kahvaltıda. Reçelleri hariç. Çok çeşitli reçelleri var ve lezzetli. Ama onun dışında ne yumurtadan ne biberinden yeşilliğinden farklı bir tat alamadım.

Dekoruna ve atmosferine söyleyecek söz yok.

Kahvaltı gelene kadar minnoşu oyalama taktikleri. Karşında gördüklerini çizmek ister misin? Ne de olsa oldukça renkli bir mekandayız. Tadını çıkaralım. İpikom da pek hevesliydi bu renklilik içerisinde
Kahvaltı sonrasında restoranın  aşağı kısmında yer alan hamaklar ve çocuk parkı bölümüne geçtik.




Bu park otoparkın arkasında kalıyor. 

Buradaki keşfimizi bitirince, kahvemizi başka bir mekanda içelim dedik. Ve seneler önce bir kez geldiğimiz Leonardo Cafe'ye geçtik. Polonezköy'de her yer doğa harikası olup şirin bir atmosfere sahip olunca her yer güzel aslında.

Kahve keyfinin ardından restoranın arka tarafında yer alan çocuk parkına geçelim dedik. 

Buradaki park ilgimizi daha çok çekti. Günün geri kalan kısmını burada geçirdik diyebilirim.


Çocukların oynaması, tırmanması ve enerji atması için çeşitlilik mevcuttu. 
Baba önce sağlamlığını bir denesin. :)))
İşte olduuuu. Nasıl da sevindi başarınca...
Ağaçların dallarından topladığımız fındıklar da pek bi lezzetli gelmiş olmalı bizim fındık kurduna :))




Polonezköy, İstanbul'dan çok uzaklaşmadan, nefes almaya ihtiyaç duyduğunuzda gidebileceğiniz bir rota olmalı bence. 
Keyifli keşifler......







15 Ocak 2017 Pazar

Saklıgöl

Saklıgöl

Adını o kadar çok duydum ve hakkında yazılar okudum ki, gitmiş kadar olmuştum zaten. Ancak bir de biz görelim diyerek fırsat kollayınca geçtiğimiz yaz başında kalktık gittik. Eee bunca zamandır neden yayınlanmadı konusuna gelince, ben toparlayıp yazana kadar benim malum dönem geldi. Hani bir ara elimi eteğimi çektim ya yazmaktan, buralarda bulunmaktan -dönüş yazımda da anlatmıştım- şimdi şimdi taslaklara bakınca yeniden derleyip yayınlamaya başladım bir çok yazımı. 
Saklıgöl'e nasıl gittiğimize gelince; Şile tabelalarını takip ederek Işık Üniversitesi'ni de geçince ışıklardan Ahmetli köyü yönüne döndük. Bu yol üzerinden devam edince karşımıza Saklıgöl tabelası çıktı. Biraz gittikten sonra Saklıgöl'e ulaştık. 
Tesisin büyük bir otoparkı var. Yokuş yukarı yürüyerek biraz yol aldıktan sonra gölün üzerinde kurulan tesise vardık. Karşılaştığımız manzara oldukça güzeldi. Yemyeşil dağların arasına saklanmış, güzelliğini sessizce sunan gölde ördeklerin de bulunduğu harika bir yerdi Saklıgöl. 
Günlerden Pazar ve mevsimlerden yaz olması sebebiyle, sabahın erken saati olmasına rağmen, tesis oldukça kalabalık ve haliyle gürültülüydü. O kadar yol gelip bir an önce hayalini kurduğunuz kahvaltıya kavuşamayınca ve bununla beraber yanınızda huysuzlanmayı hiç sevmeyen! bir minnoşla birlikteyseniz ilk izleniminiz pek hoş olmayabiliyor. Bir süre sonra tabii ki gönlün istediği göl kenarı masalardan birine değil de orta masalardan birine oturup acilen kahvaltımızı söyledik. 
Kahvaltının ortalama, ekmeklerin beklediğimden başarısız, hizmetin alelade olduğunu söyleyebilirim.  Yine de göl manzarası eşliğinde hazır kahvaltımı yapayım derseniz serpme kahvaltı çay dahil 30 TL. Kahvaltının ardından yürüyerek biraz keşfe çıkalım istedik. Önce göldeki balıkları ve ördekleri seyrettik. 





Tesiste yer alan restorandan başka hemen yanında piknik alanı var. Saklıgöl'de yalnizca bir tesis var ve bir tarafını restoran, diğer tarafını piknik alanı olarak düzenlemişler ki bana çok mantıklı geldi. Hatta kahvaltılıklarını kendin alıp geldiğinde hem beğendiğin sevdiğin şeyleri yemiş olacak hem de ortamın kalabalığından uzaklaşmış olacaksınız ki, yan taraf hakikaten sakindi. Bir daha gelirsek bu şekilde değerlendirelim diye düşündüm açıkçası. Piknik alanında masaların bir kısmı göl üstünde, bir kısmıysa ağaçların altında yer alıyordu. Masa kiralamak ücretli. Ancak eğer mangal yapacak olursanız ve malzemeleri de buradan alacaksanız o zaman masalara ücret istemiyorlar. Masa fiyatları 25 ile 75 TL arası değişiyor.  mangal fiyatları 15-20 , semaver 25, kuver ise kişi başı 5 tl şeklinde. 
Gölün kenarında yürüyüş yapabilir, bir çok açıdan birbirinden güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.
Ayrıca bir adet bisiklet parkuru da var. 

Saklıgöl'den erken ayrılınca dönüş yolunda eskiden gidip de çok beğendiğimiz başka bir yeri bulmak için yavaşça ilerledik. Seneler önce geldiğimiz yerden çok daha farklı bir yere dönüşmüşse de yine de mekanı tanıdık ve önünde durup indik.

Doğası daha da güzelleşip canlanmış, tesis de el değiştirmişti.



O kadar hayran kaldım ki, şöyle bir bakmanın yetmeyeceğini düşünüp biraz da burada vakit geçirmek hatta belki öğle yemeğini de burada yemek istedim.


Restorana giden yeşil arazinin kenarında çocuk oyun parkı ve hamaklar var. Ye de yanında yat :))




Yenilenmiş tesisin sakin bir ortamı, özenle çalışılan mutfağı ve az sayıda çalışanı vardı. 


Etrafta gezine tavuklar, horozlar da ortama şirinlik katıyordu.






Eti kilo ile veriyorlar kalabalık gidenler için. Biz ise yarım kilodan daha az istedik. Köfteleri mangalda pişiriyorlar. Fiyatlar makul.

Ateş üstünde kaynayan çayı da görünce keyfim acayip yerine gelmiş, iyi ki burayı yeniden bulduk diye epey sevinmiştim.




Piknik için masa ve mangal kiralanıyor. Fiyatların ortalama, lezzetin tam olduğu mekanda kahvaltı etmek için ilk fırsatta yeniden geleceğimizi kararlaştırıp yola koyuluyoruz. 
Neye niyet, neye kısmet....
Saklıgöl kadar duyulmamış ancak bizi çok daha fazla tatmin eden bir yer keşfettik. Aslında yeniden keşfettik diyebiliriz. Seneler sonra bile olsa.....

Ha adı mı? Adını yazmayı sona sakladım evet. Herkesler bulup da kalabalıklaşmasın diye. Hehehe şaka bir yana "Bizim Köy" Saklıgöl'de umduğunu bulamayanlar için alternatif bir yer bence. Belki biraz daha çeki düzen verilmesi gerekebilir. Ama bu haliyle bile görmeye değer.

Keyifli gezmeler...
Sevgiler....







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...